Bloglarda bir mim furyasıdır almış başını gitmiş..Çok sevgili arkadaşımda bu halkanın bir zinciri olmuş ve gelmiş bizi mimlemiş..Halbuki bu gibi durumlarda halkayı zayıflatmak adına zinciri kırmak lazım gelir :D Mim mimi doğurur kaidesince bu mime burda son verip başka insanların mimlenmesine engel olmanın mutluluğuyla yazımı bitiriyorum :P Mimlenmeye "Hayır!" :))) Seni Seviyorum Fesa ;)
Bir gün, Rasulullah Efendimiz (s.a.v) Hz. Ali (r.a) ile sohbet ederken, kimseye anlatmaması şartıyla ona ilahi aşkın sırlarından bahseder. Hz. Ali, Efendimiz’den öğrendiği sırların ağırlığı altında adeta ezilir. Taşıyamaz olduğu bu hal onu alır, Medine şehrinin dışına kadar götürür. Ne kadar zamandır yürüdüğünü bilmediği çölde, yolu suyu çekilmiş bir kuyuya varır. Gönül dünyasına akmaya devam eden ilahi sırlar benliğine sığmaz olduğunda Hz. Ali dayanamaz artık, feyiz ve muhabbetle bezenmiş duygularını kupkuru kör kuyuya döker. Hz. Ali’nin dilinden dökülen sırların güzellikleriyle dolan kuyu da coşarak deruni bir heyecanla sel olur taşar. Taşan suların bereketi ile kuyunun etrafında bir bir kamışlar boy verir.
Aradan günler geçer ve kuyunun başına bir çoban gelir. Kamışlardan birini keser. Kestiği kamışın gövdesine çeşitli yerlerinden delikler açar. Sonra dudaklarına götürüp üfler. Çoban nefesini verir vermez kamıştan aşıkane inleme ve feryat sesleri yükselmeye başlar. Kamış her işiteni hayran bırakan seslerle birlikte ününü de yaymaktadır.
Efendimiz, kalbe vecd ve heyecan veren bu sesleri duyunca işin aslını anlar. Hemen Hz. Ali’yi çağırıp “Sana anlattığım sırrı açıkladın mı?” diye sorar. Hz. Ali “Evet, ya Rasulallah! O yüce sırrı kalbime sığdıramadım. Suyu çekilmiş bir kuyuya söylemeye mecbur kaldım” diye cevap verir. Mevlana’nın aktardığı bu hikayeye göre o kuyunun etrafında boy veren kamışlar “ney” diye bilinir.
Her namaz; Bir yenilenme hareketidir. Bir dostluk simgesidir. Samimiyetin bir göstergesidir. Rabb’le irtibata geçişin en hassas ve en ciddi noktasıdır. O’nunla yapılan ve asla aksaklık göstermeyen en uzun boylu randevudur…
Hesap günü ilk sualin namaz’dan sorulacağı malumumuzdur. Şu halde her zaman için öncelememiz/öncelik vermemiz gereken vakıa namaz’dır. Nasıl ki sosyal hayat kurallarından birisi de önemli işleri öne almak ve titizlikle olması gerekeni yapmaksa; Namaz da bu kabildendir hatta daha önemlidir.
Namazımızla varız ve namazımızla anlam bulacağız. Kalp de dahil bütün vücut azalarımızın itaate durduğu Rabbani bir tavırdır namaz. İnsanların ’a olan İslam’a olan Samimiyetlerini, bağlılıklarını öğrenmek ya da ölçmek istiyorsanız; Size en sağlıklı istatikî bilgiyi namazları verecektir. Eğer bir müslümanın namazı uzunsa ,ona güvenebilirsiniz; Onunla dost olabilirsiniz. Rüku ve secdede fazla duranlara dikkat edin.
Hayatımızı çepeçevre kuşatan pisliklerden ve çirkinliklerden arınmamız için namazın hakkını vermemiz gerekiyor.
Eğilerek yükselmenin adıdır, namaz. Günde beş kez, zamanı temizlemenin tadıdır, namaz. Sözün değil, özün ispat mekanıdır, namaz. Kulluğun en şerefli ve en değerli çizgisidir, namaz.
Namazı hakkıyla ikame edip, hayatı bu nurlu ibadetle şekillendirip, İslam’ı yüreklerine hakim kılabilenler safında olmak temennisiyle…
Her bayram gelişinde duyarız bu buram buram hasret kokan cümleyi.."Nerede o eski bayramlar"..
Nedir bize bu cümleyi söyleten hiç düşündük mü?..
Ya da o eski bayramları getirmek adına bir çaba sarfettik mi?
Gelin şu kısacık hayatamızda en azından bu kutlu günlerde bütün önemli(!) işlerimizden ve telaşlarımızdan sıyrılıp bayramları bayram yapan değerlerimize sımsıkı yapışalım ve o atmosferi tekrar yakalayalım, yaşayalım ve yaşatalım!..
Bayramları tatil fırsatı olarak görmekten vazgeçelim!..İlerde çocuklarımıza "Nerede o eski bayramlar" cümlesini kurdurtmayalım..Bunun yerine "yaşasın yarın bayram" diyebilsinler..Akraba ziyaretleri usandırmasın bizi...Bir çocuğu sevindirmek zor gelmesin..
Bu bayramı bayram havasında geçirmeye karar verenlere ve bayramları ihya edenlere selam olsun!..