Evlilikte Nasıl Mutlu Olunur?

 

Henüz evlenmemiş bir adamın evlilik üzerine fikirlerini belirtmesi ilkin komik gelebilir. Hatta bazılarınız “evde kalmış beyim” diye benle dalga bile geçebilir. Evlilik yemek gibidir zira, bir kaşık almadan bilemezsiniz tadını. Ama evlenme hazırlığı içerisindekilerin ve dahi evlenmek üzere olan çiftlerin çaresiz, beceriksiz haletiruhiyelerini gördüğümde benim de bu hususa dair mülahazalarımın olması gerektiğini düşündüm. Dahası yazmanın gerekliliğine inandırdım kendimi. Ben de isterim elbet uçanı kaçanı yazmayı, siyasete ve siyasetçilere dokundurmayı. Ancak toplumun kanayan daha derin yaraları dururken, yüzeysel konulara indirgemek istemem düşüncelerimi. “Yüzeysel” diyorum çünkü ahlaki erozyona uğramış bir milletin siyasi anlayışı da olamaz.

 

 

Sene 2010. Caddeler evlenmek isteyen ancak evlenemeyen gençlerle dolu. Yüreklerde hezeyan, gözlerde umutsuzluğun izleri var. Başınızı hangi tarafa çevirseniz orada çaresizliğin silüeti ilişiyordur artık gözlerinize. Çünkü evlilik gençlerin elinde oyun hamuruna dönmüştür artık. Dünyevi lezzetler, beklentiler, takıntılar bir sur gibi önümüzü kapatmıştır… Basiretimiz kör düğüm olmuştur. Hatta sebepsiz sebeplerle ilişkilere nokta konmuş ve akla kolay, kalbe zor bir yanlışın ta içine düşülmüştür. Hem de noktanın sonuna bırakılan onlarca soru işaretiyle birlikte… İzahı olmayan, tefekkürsüz adımlar her şeyi daha da zor hale getirmiştir. Bırakın koşmayı, yürümek bile daha zor olmuştur anlayacağınız. Ve sonra ardı arkası gelmeyen “deneme”ler silsilesi başlamıştır. O olmadı, şu olmadı, bu olmadı derken, mide kaldırmaz bir iffetsizlik örneği ortaya çıkmıştır. Bir sürü erkekle kız birbirini denemeye başlamış ve bunun adına “aşk” koymuşlardır. “Sevgili”nin arkasından; “Ciddi düşünüyorduk, olmadı. Bana layık değilmiş” diye de yafta yapıştırılır. Çoğu zaman seven tarafın intizarı alınır ve bu intizar ömür boyu bir mıh gibi kalbimize saplanır. “Keşke”lerin para etmediği, iş işten geçtikten sonra anlaşılır. Çünkü Allah'ın adaleti mazlumlar için çok hassastır! Yani koca hayat, dünyalık lezzetler uğruna ateşe atılır.

 

Evlilik; “ben” ile “sen” tanımının tekil hale gelmesi ve iki “ben”den bir “sen” çıkmasıdır. Allah'a yolculuktur evlilik. Susamışlara su… Çünkü “Allah rızası” dairesinde yapılan bir evlilik her türlü mutsuzluktan ve sıkıntıdan uzaktır. Koruma altındadır. Şimdi içinizden birileri çıkıp “Olur mu bire adam. Biz de kılıyoruz hanımla namazı niyazı, ama daha mutluluk bizim eve uğramadı” diyebilir. Doğru. Benim bahsettiğim sözle olan değil, candan olan bir “Allah rızası” zaten. Yani kadınını Allah'ın bir emanet kuşu bilip, öyle muamele etmenin ve erkeğini itaate en layık olanlardan görmenin diğer adı. Yani hanımlar eşlerine itaat ve huzuru temin adına nasıl görevlilerse, beyler de hanımlarının kendilerine “Allah'ın bir emaneti” olduğu hakikatini göz ardı etmemekle vazifeli. Erkekler, emaneti en güzel şekilde, imtina ile muhafaza adına azami gayret gösterme çabası içerisinde olabilmeliler. Evlilik işte o zaman bir tanıma kavuşabilir ve ismine ancak o zaman “mutluluk” konabilir.

 

Evlenmeden önce çiftler birbirinin inançlarını tanımaya, anlamaya çalışması gerekirken alınacak evler, gezilecek yerler konuşuluyor. Meslekler tartışılıyor. Eğitim durumları konuyor ortaya; bu konuşuluyor. Doğmayan çocuğa isim bile konuyor! Sonra kazanılan para ve bunu harcama şekli gündeme oturuyor. Sonra da “anlaşamıyoruz” ayrılıkları ot gibi bitiyor. Ekseriyetle gençler; “beni aldatır mı, yarı yolda bırakır mı, açta açıkta koyar mı” tasası olmadan dünyacı bir tutumla öteci anlayıştan alabildiğine uzaklaşıyor. Sonra; “ben bunları da düşünmüştüm aslında” cümlesi bir palavradan öteye gitmiyor.

 

Evlilik, ahlaki bir sebep yoksa zehir de olsa tükürülmez. Okuldaki yazılı sınav esnasında sorular zor gelince nasıl; “ben bu sınava girmek istemiyorum” deyip mızıkçılık yapamıyorsanız ve hülasa o dersten kalıyorsanız, evlilik de hayattaki sınav oluyor ve “ben bu sınava girmekten vazgeçtim” diyemiyorsunuz. İmtihandan kaçamıyorsunuz yani. Kadere iman ediyorsunuz diğer bir anlamıyla… Ya da cennetin anahtarını arıyorsunuz...

Evlilik öncesinde “birbirini tanıma” evresi her ne kadar fikir verse de, mutluluğa garanti olmuyor. Nitekim sorunlu tanıma dönemlerinin mutlu evliliklerle, mutlu mesut tanıma dönemlerinin de mutsuz evliliklerle sonuçlandığını defaetle gördüm, izledim.

 

Dua, Mü'min'in silahıdır. Göklerin ve yerin nurudur. Kişi eşini hayallerden değil, dualardan istemelidir. Ahlaki yönüyle eş adayından eminse gerisi tevekkül etmektir. Ne mutlu o eşe ki, dualarda istenendir.

Şeytanın kalbinizi mühürlemesine izin vermeyin. Güzellik de, mutluluk da, sıkıntılar da geçicidir. Kalıcı olan amellerdir. Takva ehli bir kul, evliliğinde dünyevi güzelliklere ve rahata değil, amele önem verir.

Vesselam!

 

Muaz KALAYCI

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !